Hindistan cevizi yağı ve Alzheimer tedavisinde önemi

Ihlamur Konağı Huzurevi, sakinleri için bu etkinliğe ev sahipliği yaptı. Ali Ünyazıcı baharatları tarafından gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Mert Ünyazıcı, “Satın aldığınız sıradan bir mal değildir aslında, bitki sevdalısı bir ailenin 3 kuşaktır edindiği tecrübenin koskoca emeğidir. Ot değildir esasında içinde olanlar, doğadır, tabiatın kendisidir, şifadır, nimettir, berekettir, bilgidir” dedi.

Hindistan cevizi yağı ve Alzheimer

Alzheimer nörolojik ve psikiyatrik bozukluklarla ortaya çıkan bunama ile karakterize bir beyin hastalığıdır. Yaşlanma ile birlikte hastalık riski de artmaktadır. Alzheimer gibi hastalıklarda beyin hücresine geçen glikoz azalmıştır. Bu durumda enerji yetersizliğine giren beyin dokusu küçülmeye başlar. Tabi glikoz beynin birinci öncelikli enerji maddesi ama beyin hücreleri yağ metabolizması sonucu elde edilen keton cisimciklerinden de tıpkı glikoz gibi enerji kaynağı olarak faydalanır. Bu şekilde hücrelerin canlı kalması sağlanır. Hindistan cevizi yağı en iyi keton cisimciği kaynağı olduğu için bu hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Hindistan cevizi yağında önerilen günlük doz yaklaşık 7 tatlı kaşığıdır.

[Haber görseli]

Sık kullandığımız baharatlar ve faydaları

MERCAN KÖŞK (Oregano)

Bir elmadan 42 kat daha fazla antioksidan içeren bu mucize bitkiye daha çok Ege bölgesinde rastlanıyor. Evlerin bahçelerinde küçük saksılar içerisinde yetiştirilebilen mercan köşk bitkisini salata, omlet veya favori kurabiyelerinize ekleyebilirsiniz.

ZERDEÇAL

Hint mutfağında ‘Mutfağın Kraliçesi’ olarak adlandırılan zerdeçal, Alzheimer’a karşı oldukça yararlı. Sarı çiçekleri ve köklerinden yararlanılabilen zerdeçal’dan bir tutam alarak, yaptığınız pilav, yahni veya mercimek gibi yemeklere ekleyebilirsiniz. Unutmayın, zerdeçal bitkiler.gen.tr geçen gece anahtarı nerede unuttuğunuzu hatırlamanızı bile sağlayabilir.

Yoğurt Otu bitkisinin faydaları

Latince adı ‘Galium aparine’ olan Yoğurtotu, kökboyasıgiller familyasındandır. ‘Galium’ kelimesi ‘gala’ kelimesinden türemiştir. Süt anlamına gelir. Yoğurtotu eskiden peynir yapımında kullanıldığından bu adı almıştır. 300 alt türü bulunur. Anavatanı Avrupa ve Asya’dır. Ülkemizde Ankara, Adana, Antalya, Bolu ve Çanakkale’de yaygın olarak yetişir. Bu çok yıllık otsu bitkinin sapları uzun ve çiçekleri salkım şeklinde, yeşil-beyaz renklidir.

Bazı yörelerde yapışkan otu, çobansüzeği, sünnetlik otu, sünnetlice otu ve kazotu isimleriyle de bilinir. Sapındaki tüylerin yardımıyla rahatlıkla her yere tırmanabilir, sarmaşık gibi ilerleyebilir. Bala benzeyen tatlı bir koku salgılamasına rağmen tadı acımtıraktır. bitkiler.gen.tr

Yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında Cilalı taş devri döneminde yoğurtotu türlerine ve tohumlarına ait kalıntılara rastlanmıştır. En eski dönemlerden beri bilinen bu bitkinin daha çok peynir yapımında kullanılmış olduğu biliniyor. Yunanlılar ve Romalılar bitkiyi yılan ısırıklarına karşı kullanmışlardır. Hipokrates, menstrüasyon söktürücü olarak yoğurtotunu önermiştir. Ortaçağ hekimleri deri döküntüleri, guatr, iskorbüt, karaciğer rahatsızlıkları, ödem gibi hastalıkların tedavisinde yoğurtotunu kullanmışlardır. İrlanda’da kahve yerine içilmektedir.

Yoğurtotu bitkisinden; yoğurtotu çayı, yoğurtotu tentürü, yoğurtotu ekstresi, yoğurtotu şurubu ve kremi üretilir. Ayrıca içeriğindeki flavonlar ve tanen zenginliğiyle çok çeşitli ilaçların muhteviyatına girmiştir.

Halk arasında yoğurtotu çayı içmenin vücudu ve kanı temizlemeye, idrar söktürmeye, ağız içindeki yaralara, psikolojik hastalıklara, uykusuzluğa iyi geldiğine inanılır. Uygun şartlarda kurutulan yoğurtotu, ağzı kapalı bir kapta, loş, serin ve kuru bir ortamda saklanıldığında ömrü 1 yıldır.

Barut Ağacı Kabuğu hakkında bilinmeyenler

Latince adı ‘Rhamnus frangula’ olan Barut ağacı, cehrigiller familyasındandır. Kışın yapraklarını döken, çalı görünümlü çokyıllık bir bitkidir. Kerestesinden barut yapıldığı için bu ismi almıştır. Erkek Akdiken adıyla da bilinir.

Avrupa, Kuzeybatı, Asya ve Kuzey Amerika’da yetişir. Ülkemizde ise Kuzey ve orta Anadolu’da bulunur. Barut ağacının yalnızca Türkiye’de yetişen bir alt türü R.f. Pontica, Trabzon, Rize ve Artvin ormanlarında yetişir.

Orman yangınları sonrasında harap olan ormanların yeniden oluşturulmasında ve yeşillendirilmesinde büyük rol oynar. Mayıs ve Haziran aylarında Barut ağacı demetler halinde minik beyaz çiçekler açar. Bu ağaç, arılar ve kelebekler için harika bir besin kaynağıdır. Eriksi meyvesi kırmızı renklidir. Olgunlaşınca mor ve siyah renge döner.

M.Ö. 1600 yıllarında yazılmış ‘Edwin Smith Cerrahi Papirüsü’nde barut ağacı kabuğunun faydalarından bahsedildiği söylenir. Bazı medeniyetlerde Barut ağacı tütsü olarak da kullanılmıştır. Çeşitli kültürler arasında en çok kabızlığa iyi gelişiyle ün salmıştır.

Barut ağacı kabukları mevsiminde toplanıp kurutulur. En az bir yıl kurutulduktan sonra tüketilebilir. Bundan önce tüketilmesi tavsiye edilmez. Kurutulan barut ağacı kabuklarından çay yapılır. Ayrıca kerestesinden barut ve mangal kömürü üretilir. bitkiler.gen.tr

Halk arasında kurutulan yaprakları kaynatılarak barut ağacı kabuğu çayı içmenin kabızlığa, vücuttan fazla suyun atılmasına, idrar yolları ve solunum yolları iltihaplarına iyi geldiğine inanılır.[1] Barut ağacı kabuğu faydalı olduğu gibi bazı durumlarda zararlıdır. Bu yüzden mutlaka bir uzman tavsiyesi kontrolünde kullanılmalıdır.

Uygun şartlarda kurutulan barut ağacı kabuğu, ağzı kapalı bir kapta, loş, serin ve kuru bir ortamda saklandığında ömrü 2 yıldır.

Ayva Yaprağının faydaları

ince adı ‘Cydonia oblonga’ olan Ayva, gülgiller familyasındandır. Kumlu-tınlı, sıcak ve geçirgen topraklarda yetişir. Yunanistan ve Avrupa’ya, Milattan önce 650 yılında Anadolu’dan geçtiği düşünülmektedir. Avustralya dışında hemen her ülkede yetiştirilmektedir. Ayva üretiminde Türkiye dünyada birinci sırada yer alır.

Ayva normal bir meyve olmaktan çok ötedir. Soğuk iklimlerde yetişen bu meyve, sarı renkli güzel görünümlü hoş kokulu ve ağırdır. Kabukları ve etli kısımları serttir. Yenildiğinde ağızda mayhoş, kendine has bir tat bırakır. Pişirildiğinde çiğ yenildiğinden daha lezzetli ve hoş kokulu olur. İçerdiği yüksek pektinden dolayı reçel, pelte, şekerleme yapımında kullanılır.

Eski çağlardan beri insanlık tarihinde önemli bir yeri olan Ayva, Romalıların gözbebeğiydi. Romalılar, Ayva’nın yapraklarını, çekirdeklerini, meyvesini parfüm üretiminden bal üretimine kadar kullanmışlardır. Yüzyıllardır çeşitli halklar ve kültürlerle iç içe yaşayan ayva simgesel bir hale gelmiş, bağlılığın, aşkın sembolü olmuştur. Eski Yunan imparatorluğunda çiftler evliliklerinin mutlu ve ahenkli geçmesi için düğün törenlerinde ritüel olarak ayva yerlermiş. Ayva yiyen hamile kadınların çocuklarının güzel olacağına bile inanılırmış.

Ayva yaprağı bitkisinden; ayva yaprağı çayı, ayva yaprağı şurubu ve kremi üretilir. Ayrıca içeriğindeki pektin, tanen, glikoz, sakaroz zenginliğiyle çok çeşitli ilaçların muhteviyatına girmiştir. Ayva yaprakları boya bitkiler.gen.tr ve kozmetik üretiminde de kullanılır.

Halk arasında kurutulan ayva yaprakları kaynatılarak ayva yaprağı çayı içmenin annelerin sütünü arttırdığına, vücuda direnç sağladığına, kalp hastalıklarına, ağız yaralarına, uykusuzluğa, idrar iltihabına, baş ağrısına, yüksek ateşe, solunum sistemi hastalıklarına iyi geldiğine inanılır.[1]

Uygun şartlarda kurutulan ayva yaprağı ağzı kapalı cam bir kavanozda, loş, serin ve kuru bir ortamda saklanıldığında ömrü 1 yıldır.


Powered by WordPress | Free Best Free WordPress Themes | Thanks to WordPress Themes Free, WordPress Themes and Themes Directory